Neresinden tutsan elinde kalıyor.
Bir anne kahrından öldü bu ülkede,
Bir baba ölen evladını sırtında taşıdı,
‘onların’ çocukları ‘bizim çocularımız’ demekten yorulduk.
Bir kez daha- yüzlerce kez telaffuz ettiğim gibi- bir kez daha utanıyorum insanlığımdan. 

Yorum bırakın

Filed under Yaşam

Böyle zamanlarda, diyecek çok şey varken kelimelere gücümün yetmediği zamanlarda içim başka türlü sızlıyor….

2 Yorum

Filed under Yaşam

Kadınlardan Gülümseyen Öyküler

‘Mizahın sivri çatısında bir araya gelen öykücü, romancı, karikatürist, senarist, yönetmen, çevirmen 15 kadın, ataerkil dünyanın kadını hapsetmeye çalıştığı kader odaklı, sahte dünyanın çeperindeki derin kırıkları, fay hatlarını işaret ediyor. Kadınlardan kadın hikayeleri… Bu kez gülümsemek ve umutlanmak ve kadının kuvvetini hatırlamak için.’ (arka kapaktan)
‘Şiddet insanı insanlığından koparıyor, bilhassa da uygulayıcısını. Utanç, acı içinde bırakıyor, tüketiyor. Biz de şiddet istemiyoruz. Kitabımızda gülümseyişi öne almamızın sebebi de bu; öfkeyi, acıyı yinelemek istemiyoruz’ diyorlar kitabın oluşma nedenini anlatırken.
Altını çizdiklerimden;
‘Cadde sanki hayatın içinde kaybolmak için tasarlanmış bir harita gibi geliyor bana. Üşüyorum.’ (sayfa 23)
‘Mesele aşk oldu mu kimse kimsenin dilinden anlamıyor. ‘ (Sayfa 73)
‘Kadınları sevmeli, hep sevmeli diye düşündüm yolda. Çünkü hayatın çıplak gerçeklerini onlar anlatıyor. ‘ (sayfa 73)
‘İnsan arkasında çok şey bırakabilir. Aşk, reddedilme, öfke, kırgınlıklar, ayrımcılık…Bunlardan hangisini koyarsak deftere, sayfalarda onun adı kalır. Ben aşkı seçiyorum bütün isimlerin ve aşırı duyguların içinde. Hala yoldaydık. Hikayem hikayesine karışıyordu, şaşkınlığım şaşkınlığına, kaygıları kaygılarıma. ‘ (sayfa 74)
‘İnsan başkasıyla aynı yatakta uyurken rüyaları da onun rüyalarına karışır. (Sayfa 74)
‘İnsan kimsenin parçası değilse uyanık kalır.’ (sayfa 75)
‘Aşk içimizdeki yalnızlığın harflerinden oluşur.’ (sayfa 77)

2 Yorum

Filed under Ebru, Kitap

Albert Camus-Mutlu Ölüm

‘Özgürlük ve bağımsızlık kaygısı, ancak hala umutla yaşayan bir varlıkta duyulur.’ (Sayfa 44)
‘Kendimiz olmaya zamanımız yok. Ancak mutlu olmaya zamanımız var.’ (Sayfa 56)
‘Mutsuzlukta sınısızlık, mutlulukta ölçüsüzlük, bilmiyorum ne desem’ (Sayfa 56)
‘İçimde acı ve sevincin yol alışını düşündüğüm her seferinde, çaldığım bölümün hepsinin en ciddisi, en yücesi, en coşturucusu olduğunu bilirim.
Zegreus gülümsüyordu.
Yapacak bir şeyiniz var öyleyse?
Mersault şiddetle; kazanmak zorunda olduğum yaşamım var, dedi. İşim başkalarının katlandıkları, benimse dayanmaya çalıştığım şu sekiz saatler’ (sayfa 57)
‘Bu dünya üzerine bahse girmek, diğerine göre daha iyidir.’ (Sayfa 62)
‘Yirmi yıldır belli bir mutluluk deneyimim olmadı. Beni yiyip yutan bu yaşamı bütünüyle tanıyamadım; ölümde beni korkutan, yaşamımın bensiz tüketilmiş olduğu yolunda bana getireceği kesinliktir.’ (sayfa 62)
‘Öyle bir gün geliyor ki, insan olması gerektiği yerde olmak istiyor. Ama kimi kez yaşamak için, intihar etmekten daha çok cesaret gerekiyor. ‘ (sayfa 68)
‘Ne yapıyorsunuz? Hiçbir şeyin hiçbir yerde alıkoyamadığı ve size bağlı kalan bu mutsuz adama kendinizden ve güneşten söz edin.’ (Sayfa 87)
‘İşsiz güçsüzlük yalnızca ortalama insanlar için öldürücüdür. Çokları ortalama insan olmadıklarını kanıtlayamıyorlardı bile’ (sayfa 92)
‘İnsan her gün sevincini ele geçirmek zorundaydı’ (Sayfa 95)
‘İnsan insanın gücünü azaltır. Dünyaysa o gücü dipdiri bırakır.’ (Sayfa 96)
‘Ancak uçak daha koygun bir yalnızlık duygusu verebilir insana’ (Sayfa 111)
‘Burada mutluysan, niye gidiyorsun, anlamıyorum’ demişti ona Catherine.
‘Sevilmek tehlikesini yaşayacaktım küçük Catherine ve bu da benim mutlu olmamı engelleyecekti!’ (Sayfa 113)
‘Onca bilinçle ardından koştuğu bu yalnızlık, çevresinde oluşunca, kaygı verici geliyordu şimdi.’ (Sayfa 115)
‘İnan bana büyük acı yoktur, büyük pişmanlıklar, büyük anılar yoktur. Her şey unutulur, büyük aşklar bile. Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır. Olayları görmenin ancak belli bir yolu vardır ve zaman zaman ortaya çıkar. İşte bunun içindir ki, yaşamında büyük bir aşka, mutsuz bir tutkuya sahip olmuş olmak yine de iyidir. Bu en azından bizi çökerten nedensiz umutsuzluklar için bir korunmadır.’ (Sayfa 118-119)
‘İnsanlar kendilerinde değişeni çok iyi bilmelerine karşın, dostlarına, ilk ve son olarak, kendi oluşturdukları bir imgeyi yakıştırıyorlar’ (sayfa 120)
‘Yol alışa bakan biri için tüm yola çıkışlarda acı bir tatlılık vardır.’ (Sayfa 122)
‘Mutluluk insaniydi, sonsuzluksa gündelik. Her şey küçülmeyi bilmekte, güneşlerin ritmini umudumuzun eğri çizgisine bağlamak yerine, kalbini onlarla düzenlemekteydi’
‘Seçmek gerektiğine, istenilenin yapılması gerektiğine ve mutluluğun koşullarının bulunduğuna inanmak yanılgıdır. Önemli olan yalnızca, anlıyorsun ya mutluluk isteğidir, sürekli var olan, kocaman bir tür bilinç.’ (Sayfa 131)
‘Benim için önemli olan mutluluğun belli bir niteliğidir. Mutluluğu ancak karşıtının desteklediği sürekli ve şiddetli bir karşılaştırma içinde tadabiliyorum. Ya mutluysam?’ (sayfa 131)
‘Daha uzun ya da kısa süre mutlu yaşanmaz. Mutlu olunur! Ve ölüm de hiçbir şeyi engellemez- o da bir mutluluk kazasıdır bu durumda. ‘ (Sayfa 132)
‘Öyleyse bize en kolay geldiği biçimde yaşamak gerekir.’ (Sayfa 134)
‘Anlayın beni!… Doğayla yetinmeyecek kadar çok seviyorum yaşamı.’ (Sayfa 135)
‘Her şey, doğumdan ölüme giden o an içine sığıyor, orada yargılanıyorve kutsanıyor.’ (Sayfa 135)
‘İnsanın ya çok büyük umutsuzluk içinde yaşaması gerekir ya da çok büyük bir umut içinde. Belki de her ikisinde birden.’ (sayfa 135)
‘İnsanları hor gördüğünüz olur mu?’
‘Kimi zaman’
‘Hangi durumlarda?’
Düşündü öbürü;
‘Çıkarla, para isteğiyle davranılan bütün durumlarda.’ (sayfa 135)
‘Ölme korkusu, insanın içindeki yaşayan şeye olan sınırsız bağlanmayı açıklıyordu’ (sayfa 146)
‘Ve ölüm, boş yere susuzluğunu gidermeye çalışan bir yolcuyu, sonsuzluğa dek sudan yoksun bırakma davranışı gibiydi.’ (Sayfa 146)
‘Mutluluk, onun olduğu durumdu….’ (sayfa 148)

6 Yorum

Filed under Albert Camus, Kitap

Albert Camus YAZ

‘Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz. Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir…'(sayfa 15)
‘Çöl de bir anlam kazandı, fazlasıyla şiir yüklediler çöle. Dünyanın tüm acıları için benzeri bulunmaz bir yer. Oysa, bazı bazı, yürek kesinlikle şiirsiz yerler ister.’ (sayfa 17)
‘Ama fazla kalabalık adaların büyük değeri, buralarda yüreğin iyice çıplak kalmasıdır. Sessizlik yalnızca gürültülü kentlerde olanaklı artık ‘ (Sayfa 21)
‘İnsan kovulmuştur buradan. Bunca ağır güzellik bir başka dünyadan gelir gibidir.’ (Sayfa 23)
‘Hiçbir şeyin usu çekmediği, çirkinliğin bile adsız olduğu, geçmişin hiçe indirgendiği bir kent sizi nasıl içlendirilebilir? Boşluk, sıkıntı, umursamaz gökyüzü, nedir bu yerlerin çekici yanı? Yalnızlıktır kuşkusuz…’ (Sayfa 24)
‘ Ama insanların işi de budur, nesnelerin yerini değiştirmektir: Ya bunu yapmayı seçmeli ya hiçbir şeyi.’ (Sayfa 32)
‘Öyle görünür ki, bir süre için, boyun eğen tinler hiçbir zaman yoksunluk duymazlar.’ (Sayfa 35)
‘Hiç olmak. Binlerce yıl boyunca, bu büyük haykırış milyonlarca insanı isteğe ve acıya karşı ayaklandırdı. (Sayfa 36)
‘Yarın belki de birlikte yola çıkacağız.’ (Sayfa 37)
‘Napoleon, Fontanes’a şöyle dermiş ; ‘Şu dünyada en çok hayranlık duyduğum şey nedir, biliyor musunuz, Gücün herhangi bir şey kurmakta yetersiz kalması. Yalnız iki güç var dünyada; kılıç ile tin. Kılıç sonunda her zaman tine yenik düşer.’ (Sayfa 39)
‘Hiç değilse, yazgılarına ilişkin bilinçlerinde insanların ilerlemeye hiç ara vermediklerini sanıyorum.’ (sayfa 40)
‘Bizim insan işimiz, özgür tinlerin sonsuz bunalımını yatıştıracak birkaç çözüm bulmak’ (Sayfa 40)
‘Trajik bir çağda yaşıyoruz. Ama pek çok insan trajikle umutsuzluğu birbirine karıştırıyor. Trajik mutsuzluğa indirilen zorlu bir tekme gibi olmalı.’ (Sayfa 40)
‘Mutluluğumuzu simgelerle kazanmayacağız. Bunun için ciddi olmak gerekir.’ (Sayfa 41)
‘İnsan iyice kendini verirse, bir bakıma soyutun içinde, sevende sevilenin ayrıntısını seçmesini başarabilir.’ (Sayfa 50)
‘Bizim çağımız, tam tersine, umutsuzluğunu çirkinlik ve çırpınmalar içinde beslemiştir.’ (sayfa 55)
‘ Biz güzelliği sürgün ettik’ (Sayfa 55)
‘Evreni ve tini yörüngesinden çıkarmış kişileriz, bu tehdide gülüyoruz. Sarhoş bir gökyüzünde istediğimiz güneşleri tutuşturuyoruz. Ama gene de sınırlar var, biz de bunu biliyoruz. En aşırı çılgınlıklarımızda, arkamızda bıraktığımız ve safça, yanlışlıklarımızın sonunda yeniden bulacağımıza inandığımız bir dengeyi düşlüyoruz. ‘ (Sayfa 56)
‘Bilinç yalnızca sokaklarda kaldı  artık, çünkü tarih yalnızca sokaklarda.’ (Sayfa 57)
‘Tanrı ölünce, yalnızca tarih ve güç kaldı geriye.’ (Sayfa 58)
‘Kulak veriyorum, uzaklarda bana doğru koşanlar var, görünmez dostlar beni çağırıyor, sevincim büyüyor, yıllar öncekinin aynı. Yeniden, mutlu bir gizlem her şeyi anlamama yardımcı oluyor. Dünyanın uyumsuzluğu nerede? Bu ışıldama mı, yoksa yokluğunun anısı mı? Belleğimde bunca güneş varken, nasıl oldu da zarımı anlamsızlıktan yana atabildim?’ (Sayfa 61)
‘Nasıl olsa, ondan söz etmek bizi gene güneşe getirecek.’ (Sayfa 62)
‘Binlerce ses bulduğu şeyi muştuluyor ona şimdiden, oysa kendisi iyi biliyor, aradığı bu değil.’ (Sayfa 62)
‘Hiç kimse gerçek mutsuzluk üzerine yazamaz, kimi mutluklar üzerine de yazamaz, ben de deneyecek değilim. Ama söylenceye gelince, betimlenebilir, en azından, onu saçıp savurduğumuz bir dakika tasarlanabilir.’ (Sayfa 62)
‘Bir insanın yapıtları çoğu zaman özlemlerinin ya da sapmalarının öyküsünü çizer, kendi öyküsünü çizmez.’ (Sayfa 65)
‘Daha her şeyin anlamsızlık olduğunu söylediğimiz anda, anlamı olan bir şeyi dile getiririz.’ (Sayfa 66)
‘Olduğumuz şey, olmak durumunda bulunduğumuz şey yaşamlarımızı doldurmaya ve çabalarımızı yönlendirmeye yeter.’ (Sayfa 67)
‘Azıcık suçsuzluk olmadan aşk olmaz’ (Sayfa 71)
‘Önceleri bilmeden suçsuzduk, şimdi de istemeden suçlu’ (Sayfa 71)
‘İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer. Güzellikten ve ona bağlı olan hazsal mutluluktan vazgeçiş, mutsuzlukta karar kılma bir büyüklük ister.’ (sayfa 72)
‘Sevilmemek yalnızca şanssızlıktır: Hiç sevmemek mutsuzluktur. Bugün, hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz.’ (sayfa 75)
‘ Uzun süren adalet isteği aşkı tüketiyor, oysa aşk doğurmuştu onu.’ (Sayfa 75)
‘Bitkinlikten ve bilgisizlikten ölmeye hazır olduğumuz zaman, gidip ovaya, aynı ışığın altına uzanmak üzere, yaygaracı mezarlarımızdan vazgeçebilecek, bildiğimi son bir kez daha öğrenebileceğim.’ (Sayfa 78)
‘Denizde günler, mutluluk gibi hep birbirine benzeyen.’ (Sayfa 83)
‘Yaşamak kendi yıkımımıza koşmak mıdır? Yeniden, durup dinlenmeden, yıkımımıza koşalım.’ (Sayfa 89)
 
Biraz fazlaca yer verdim altını çizdiğim yerlere aslında benim açımdan yorucu ama bazen içerisinden bir cümle insanı yakalayıveriyor ya o nedenledir yazışım.
Birkaç gün daha Camus ile devam.
 
 
 
 

8 Yorum

Filed under Albert Camus, Kitap

‘Seni az tanıyorum…Az..
Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.’ (sayfa 349)
Okuyan arkadaşlar söz etmişti. Çok etkilendim. Kurgusundan özellikle de. Hiç rahatsız etmeyen, hatta hoşunuza giden tesadüflerden. Acıdan, ufacık bir tebessümden çok etkilendim. ‘bu kadarı olmaz’ dediğim şeylerin aslında normalde olabildiğini biliyor olmaktan çok etkilendim. Kesinlikle okunası. Özellikle altı çizili yerler eklemedim ve fazla detay vermedim çünkü okurken şaşırmanızı istiyorum.

Not : Facebook kitap grubu kurduk bekliyoruz burada (TIK)

9 Yorum

Filed under Hakan Günday, Kitap

 Ahmed Arif’in Leylim Leylim’i ardından merakıma neden olmuştu Leyla Erbil. Mektup Aşkları ve Eski Sevgili ile de tamamiyle oturdu zihnimde.Leyla Erbil için mi yoksa kitap için mi yazmalı birkaç şey kestiremiyorum.
Arkadaş Kitabevi’nde çalışan bir arkadaş edinmiştim. Ayak üstü sohbetlerimiz oluyor kitaplarla ilgili. ‘Leyla Erbil zor bir yazar, ya da değil bilemedim’ demişti. Şuan onunla aynı fikirdeyim. Bir şeyleri detaylıca anlatım konusunda Yaşar Kemal’in üzerine yazar bilmiyorum aslında. Hani gözünüzün önüne merceğe tutulmuş, olabildiğince büyütülmüş bir fotoğraf  sunar gibi anlatır ya Leyla Erbil’ de bunun insanın hislerine yönelik başarısını gördüm. İğne oyasından,dolma yapmaya oradan yalnızlık sorgulamasına, sistemi eleştirmesine öyle hoş geçişler var ki. Hiç biri arasında en ufak bir boşluk bırakmadan ve çok akıcı bir şekilde yapıyor olması ayrı güzel.Biraz altı çizlen yerlere yer vereyim. 
‘Sevilmek iyi edermiş insanları’ (sayfa 16)
‘Yaşarken ne sıkıntılar çekiyor insan bayan. O gitti, büsbütün mutsuz oldum; aradıklarımın tümünü bulmuşum onda meğerse-aradıklarım neydi bilmiyorum ama onda vardı- özellikle beni bırakıp gitmesi onda vardı’ (sayfa 17)
‘Her kadının geçmişinde küçük bir sır yatar, her erkeğin geçmişinde küçük bir ayıp’ (sayfa 58)
‘Her şey kımıldıyor, zıplıyor her şey, her şeyin sesi çıkıyor, insanların, suyun, toprağın, gökyüzünün, yelin; büyük, çok büyük bir şölen bu, ama neyin şöleni bilemiyorum. Kına düğünü mü desem, seçim günü mü…..Ağlaşmakta mıyız, gülmekte mi? Kafesten sıçrayan ne üzerimize, deniz gibi, kum gibi insanın üzerine?  Birbirimizi yalayarak temizlemekteyiz, kan tadı var dilimde, sanki sarhoşuz, bulut gibiyiz sanki. Sanki saçlarım sırmalarla örülü, ellerim kınalı gibi.’ (sayfa 69)
‘Irza geçmemiş kaç kişi vardır aramızda söylesenize!’ (sayfa 87)
‘Ya senin için ben?’ ‘O da öyle, belki hep reddettiğin için. Sende bulunmayan bir şeyi, -belki yanlış ama – bana sende varmış gibi gelen bir şeyi istiyor olabilirim?..’ ,’Neyse o kızı kıskanmayacağım!’… Bir gün de, “Biliyor musun” dediydi, “Banyo yaptığımda yıkandıktan, temizlendikten sonra bir daha köpürtüyorum kendimi, göğsümü, kollarımı, omuzlarımı bir kez daha yıkıyorum.” “Neden o?” “Çünkü bir gün, bana hiç ummadığım bir gün çıkıp geleceğini, beni bulacağını, al götür beni diyeceğini, bir yere gideceğimizi başını göğsüme dayayıp yanıma uzanacağını düşünüyorum? Asıl istediğim kadınla birlikte olursam dünyam değişecek gibi geliyor bana, sanki kendimi yenileyebileceğimi!” Sarsıldıydı Nigar. Yalansız bir insan bu, bin kez öyle dediydi. Herkese benzemeyen gerçek bir insan, içten! Utanmasa öpüp saracaktı Suret’i, ağlayacaktı hüngür hüngür. Şunları da söyleyecekti: “Yapamam; evlisin sen, bakma böyle göründüğüme, ancak bana nikâh kıyacak adamla yatabilirim, boşa karını öyleyse, boşan al beni, ben de iki üç kuruş verir bakarım sana, gene çizersin resmini, oğlunu da görürsün istediğin vakit.” Ne rezillik olur diye korkuyla titredi, “Bu muymuş benim hayran olduğum kadın tüüh!” diye kaçar ki bu adam… Kanı donmuş gibi konuştu: “Kim bilir belki bir gün o cesareti gösterebilirim. Aslında çok şey borçluyum sana. Anasına bakmak zorunda bir kadınım ben. Senin ilgine değer miyim bilemiyorum. Ama sen olmasan çok mutsuz olurum. Gene de içimden gelmeden ‘al götür’ beni dememi istemezsin, biliyorum. Bu saygısızlığı yapamam sana.” Suret şakaya boğmuştu işi: “İçinden gelmemesi ne yazık” diyordu “İçinden geldiğinde iş işten geçmiş olacak, yakında adetten kesilirsin sen. Kaç yaşındasın? Bak elini çabuk tutmazsan kapacak yeni yetişen kızlar beni, haber veriyorum.” Gülüştüler. Birdenbire yanında olmasını istedi. Kolunu uzatıp soğuk yorgan yüzünü okşadı…
‘Acılar içinde yaşatılan biz değilsek nasıl da geçip gidiyor sessizce anı. Oysa hiçbirini unutamayız sanmıştım’  (sayfa 139)
‘Ne bilirim ben öyle ölmeyi, dedi ne bilirim ben o amaçla ölümün üzerine üzerine yürümeyi?'(sayfa 139)
‘İnsan bir tek şeye çok iyi tanıktır, o da kendisinin ne bok olduğuna! (sayfa 140)
‘İnsan yanlış çalan bir saat, aksayan bir kadran, parazit dolu bir radyo istasyonu gibi bozuk, çaresiz sapıp duruyordu durmadan’ (sayfa 147)
‘Sen, senin varlığın beni hep mutlu kılmıştır, zenginleştirmiştir, uzağımdayken de yakınımdayken de’ (sayfa 187)
‘Yalnız başına nasıl ölünür’ (sayfa 201)

 
İyi Geceler Öpücüğü, Mecburi İstikamet ardından Bir Sonraki Dolunay da bitti. Bu üç kitap içerisinde (kıyaslamak gerekir mi bilmiyorum) en çok İyi Geceler Öpücüğü’nü sevdim. Bu kitap içerisinde farklı öyküler var bu öyküler içerisinden en çok Tuhaf Olaylar Üçlemesi III’ü beğendim.
Yorgunsunuzdur bir de okuduğunuz kitap sizi yorsun istemezsiniz ya işte tam da öyle zamanlar için uygun bir kitap.
‘ En derin inancımsa, inanmamaya karşı duyduğum inançtır’ (s:18)
‘Meğer sizle benim takvimimizin yaprakları tükenmiş. Ne bugün doğan çocuklara isim kalmış bizde, ne akşama ne pişireceğimiz. Artık boz sayfaları birbirine paslı zımba teliyle tutturulmuş koçandan başka bir şey değilmişiz’ (s:56)
‘Zaman, garip bir şeydi. Her durumda geçiyordu; yanımızdan ya da üstümüzden. Her gün onu biraz daha özlüyorduk. O da her gün biraz daha çürüyordu. Bazı insanların hastalıklara çare bulmak için kullanarak değer kattığı zamanı, bazı insanlar, hassas bir dengede durmak için çabalayarak çarçur ediyordu.’ (s80)
‘Az önce Tanrı’yla kısa bir görüşme yaptım. dilimizi pek iyi bilmiyor. Her zamanki gibi başı sonuna karışmış cümlelerle konuştu ve yanından çıktıktan sonra ne demek istediğini uzun uzun düşünmek zorunda kaldım. Sanırım bir şey olacakmış. Yani her zaman bir şey oluyor’ (s 146)
‘Böyle zamanlarda kendimden korkuyorum çünkü böyle zamanlarda düşünerek her şeyi düzeltebileceğimi sanıyorum fikirler yağlı bir kızakta gürültüyle kayarak üstüme geliyor ve aynı hız ve gürültüyle işlenip benden çıkıyor.’ (s: 153)

Yorum bırakın

Filed under Kitap, Leyla Erbil, Nurdan Beşergil